Tonsil (Bademcik) ve Dil Kökü Kanserleri

Orofarengeal yapılar - Prof. Dr. Çetin Vural
Orofarenks (orta yutak) bölgesindeki organlardan bir tanesi de bademciklerdir. Bademcikler küçük dilin her iki tarafına yerleşmiş, büyüklüğü kişiden kişiye değişen organlardır ve bağışıklık sisteminin bir parçası olarak görev yaparlar. Özellikle çocukluk çağında bağışıklık sisteminin vücuda giren mikroplarla ilk tanışma yerini oluşturan yerini oluştururlar.

Yutak bölgesinde en sık kanser görülen organ, dil köküyle birlikte bademciklerdir. Bu bölgedeki kanserler de iki, üç haftadan uzun süren yara, şişlik şeklinde kendini gösterirler. Ağrı, ilerleyen dönemlerde şikayetlere eklenebilir. Tümör, boyundaki lenf bezelerine sıçradığında boyunda şişlik oluşturacaktır. Bademciklerin birinde 2-3 haftadan uzun süren yara, ülser, kabarıklık ve renk değişikliği gibi belirtilerin varlığında bir kulak burun boğaz uzmanına görünmek uygun olacaktır.

Sorularla Tonsil (Bademcik) ve Dil Kökü Kanseri

 
1 – Tonsil (Bademcik) ve Dil Kökü kanseri nedir?
Vücuttaki başka bölgelerdekine benzer şekilde tonsilleri örten epitel tabakası veya alttaki diğer dokularda bulunan hücrelerin kontrolsüz büyümesi şeklindeki hastalık, tonsil kanseridir.

2- Tonsil (Bademcik) ve Dil Kökü kanserinin türleri nelerdir?
Tonsil bölgesinde en sık rastlanan kanser türü ağız, boğaz, yutak ve gırtlak bölgesinde olduğu gibi skuamoz hücreli kanserdir.

3 – Ne sebep olur?
Tonsillerdeki kanserlerin oluşumuna sigara ve alkol tüketiminin yol açabildiği bilinmektedir. Özellikle tüketilen miktar fazla ise ve bu iki alışkanlık bir arada ise kişi için risk daha fazla olmaktadır. Bu bölge kanserlerinin oluşumuna cinsel yolla bulaşan Human Papilloma Virus (İnsan Siğil Virüsü – HPV) katkısı da son 10 yılda iyi bilinen bir olgu halini almıştır.

4 – Human Papilloma Virus (İnsan Siğil Vürüsü – HPV) tonsil (bademcik) ve dil kökü kanserlerinin oluşumunda rolü var mıdır?
HPV virüsü baş boyun bölgesinde en fazla tonsil (bademcik), dil kökü ve belki larenks (gırtlak) kanserlerinin gelişimine yol açmakla suçlanmaktadır. Cinsel alışkanlıkların değişmesiyle özellikle batılı ülkelerde son yıllarda HPV virüsüyle ilgili kanserlerin sıklığı artmaktadır. Kimi iddialara göre önümüzdeki birkaç yıl içerisinde erkeklerde orofarenks bölgesindeki HPV virüsü ile ilgili kanserlerin görülme sıklığı kadınların rahim ağzında aynı virüsle ilişkili kanser görülme sıklığını geçecektir.

5- Kimlerde daha sık görülür?
Hem HPV virüsüyle hem sigara ve alkolle ilişkili tonsil kanseri görülme sıklığı, erkeklere kadınlara kıyasla daha fazladır. HPV virüsü ile ilişkili kanserler daha çok orta yaş erkeklerde görülürken, sigara ve alkole bağlı tonsil kanserleri orta-ileri yaşlarda daha sık görülmektedir.

6 – Belirtileri nelerdir?
Tonsil (bademcik) ve dil kökü kanserleri genellikle uzun süredir (3 haftadan fazla) var olan yara, kabarıklık, kitle şeklinde belirtiler vermektedir. Bu tümörler kimi zaman boyundaki lenf bezelerine sıçramakta ve boyunda büyüyen kitle şeklinde belirtiye de yol açabilmektedir. Tümör büyüdükçe ve derindeki dokuları işgal ettikçe ağrı, yutma ve çiğneme güçlüğü gibi ilave belirtiler de eklenebilmektedir.

7 – Teşhis nasıl konulur?
Tonsil (bademcik) ve dil kökü kanserinden şüphelenen hastanın bir Kulak Burun Boğaz Uzmanına baş vurması gerekmektedir. Kulak Burun Boğaz Uzmanı muayane sonrası kanser varlığından şüphelenirse çeşitli filmler (Ultrason, MR, BT gibi) görmek ve biyopsi almak isteyebilir. Hastalığın kesin tanısı biyopsi ile konulmaktadır. Biyopsi ile çıkartılan dokuyu patoloji uzmanı hekimler çok ince kesitler halinde keserek özel boyalarla boyarlar ve sonrasında mikroskop altında detaylı bir şekilde inceleyerek hastalığın tanısını koyarlar.

8 – Görüntüleme tetkikleri kullanılır mı?
Muayeneyi yapan Kulak Burun Boğaz Uzmanı gerek duyarsa tercihine göre Ultrason, MR veya BT görüntüleme işleminin yapılmasını isteyebilir. Tercihe göre bu inceleme biyopsi öncesi veya sonrası yapılabilir. Bu filmler, hastalığın yayılımını ve evresini gösterip tedavi planlamasına katkıda bulunur.

9 – Biyopsi nasıl yapılır ve şart mıdır?
Tonsil (bademcik) ve dil kökü kanseri şüphesinde biyopsi işlemi, o saha uyuşturulduktan sonra özel bir bıçak ile küçük bir kesi ile veya özel bir alet ile koparılarak yapılır. Biyopsi işlemi hastalığın yayılmasına yol açmaz ve kapsamlı bir tedavi planlaması için mutlak gereklidir. Eğer muayene eden hekim mevcut lezyonu şüpheli olarak değerlendiriyorsa ilk görüşte ya da bir süre takip ettikten sonra biyopsi işlemine baş vurur.

10 – Doktora gidilmezse veya tanı gecikirse ne olabilir?
Vücuttaki her bölgenin tümörlerinde olduğu gibi tonsil (bademcik) ve dil kökü kanserlerinde de tanı geciktikçe hastalık evresi ilerler ve tedavi seçenekleri daralarak daha güç bir hal alır. Bu neden ağız-boğaz bölgesinde her yerde olduğu gibi aynı yerde 3 haftadan uzun süren yara, şişlik, kabarıklık varlığında bir Kulak Burun Boğaz ve Baş-Boyun Cerrahisi Uzmanına başvurmakta fayda vardır.

 
Bademcik Tümörü - Prof. Dr. Çetin Vural
Bademcik Tümörü - Prof. Dr. Çetin Vural

Tonsil (Bademcik) ve Dil Kökü Kanserinin Tedavisi

 
1 – Tedavi mümkün müdür?
Tonsil (bademcik) ve dil kökü kanserinin tedavisi mümkündür. Özellikle de hasta erken evrede başvurduysa hastalığı tamamiyle geride bırakma ve hayatını sağlıklı bir şekilde devam ettirme şansı yüksek olacaktır.

2- Tedavi nasıl planlanır?
Tonsil (bademcik) ve dil kökü bölgesine yerleşen kanserlerde tedavinin temel aşamasını cerrahi oluşturur. Tümörlü dokuların vücuttan uzaklaştırılması ve buna eklenen boyunda hastalığın sıçramış olması muhtemel lenf bezelerinin çıkartılması işlemi (boyun diseksiyonu) çoğu kez tedavinin ilk, kimi zaman da tek aşamasıdır. Hastalığın evresi ileri ise radyoterapi ve kemoterapi gibi cerrahi dışı yöntemler de tedavinin parçası olabilmektedir.

3- Human Papilloma Virus (İnsan Siğil Virüsü – HPV)’e bağlı olarak gelişen kanserlerde tedavi planı değişir mi?
HPV enfeksiyonu ile gelişen tonsil (bademcik) ve dil kökü kanserleri son yıllarda özellikle batılı ülkelerde gittikçe artan sıklıkta görülen bir olgudur. Cinsel yolla bulaşan bu virüs kimi bireylerde bademcik ve dil kökü bölgesine yerleşmekte ve zaman içerisinde skuamoz hücreli kanser adı verilen bir tümörün oluşumuna yol açabilmektedir. Bu tümörlerde histopatolojik incelemede P16 adı verilen bir antijen varlığı saptanmaktadır. Bu virüsle ilişkili tümörlerin radyoterapi ve kemoterapiye verdiği cevap, sigara ve alkol tüketimi ile ilişkili tümörlerden daha iyidir. Bu sebeple HPV virüsü ile ilgili bademcik ve dil kökü kanserlerinde cerrahi yerine doğrudan radyoterapi ve birlikte eş zamanlı kemoterapi tercih edilebilmektedir.

4- Tedaviyi kimler üstlenir?
Ağız, boğaz, yutak ve gırtlak bölgelerinde olduğu gibi tonsil (bademcik) ve dil kökü kanserinde de teşhis, tedavi planlaması ve cerrahi tedavi temel olarak kulak burun boğaz, baş-boyun cerrahları tarafından üstlenilir. Radyoterapi gerekli olursa radyasyon onkolojisi uzmanları, kemoterapi gerekli olursa tıbbi onkoloji uzmanları da sürece dahil olurlar. Ayrıca ihtiyaca bağlı olarak plastik cerrahi uzmanları, diş hekimleri, konuşma ve yutma terapistleri ve başka uzmanlık alanlarından sağlık personeli de sürece dahil olabilir.

5- Tedavi aşamaları nelerdir?
HPV ile ilişkili olmayan tonsil (bademcik) ve dil kökü kanserlerinde tedavinin ilk aşamasını çoğu kez cerrahi oluşturur. Ardından hastalığın evresine göre radyoterapi, kemoterapi, hedefe yönelik tedavi gibi aşamalar da devreye girebilmektedir. Buna karşın HPV ile ilişkili tonsil (bademcik) ve dil kökü kanserlerinde son yıllarda ameliyat yerine radyoterapi ve eş zamanlı kemoterapi daha sık kullanılmaktadır.

Cerrahi tedavi aşamasında temel hedef, geride tümör hücresi bırakmadan bütün hastalıklı dokuları vücuttan uzaklaştırılmasıdır. Bu hem yeterli emniyet sınırı ile birlikte tonsil (bademcik) ve dil kökündeki tümörün çıkartılmasını hem de boyunda hastalığın sıçrama ihtimalinin bulunduğu lenf bezelerinin boyun diseksiyonu adı verilen işlem ile temizlenmesini içerir. Cerrahi tedavi sırasında çıkartılan dokular fazla ise oluşan boşluğu kapatmak ve onarım için çevre veya uzak bölgelerden doku taşımak da gerekebilir. Bazen ameliyat ekibine onarım aşaması için ikinci bir ekip katılabilir.

6- Radyoterapinin yeri var mı?
Radyoterapi, tümörlerin radyasyon verilerek tedavi edilmesidir. Günümüzde bu alanda gelişen teknolojinin yardımı ile radyasyon, etraftaki sağlıklı dokulara en az zarar verecek şekilde tümöre yönlendirilebilmekte ve böylece tümör hücreleri yok edilerek hastalık geriletilebilmektedir. Radyoterapi tonsil (bademcik) ve dil kökü kanserlerinde ya cerrahi olmaksızın çoğu kez kemoterapi ile birlikte temel tedavi olarak ya da cerrahi yapılmış hastaya yardımcı tedavi yöntemi olarak uygulanmaktadır. Bu seçim hastanın durumu, hastalığın evresi, tümörün HPV ile ilişkili olup olmaması, tedaviyi planlayan hekimlerin deneyimi gibi faktörlerin tümünün değerlendirilmesi sonrasında verilir.

6- Kemoterapinin yeri var mı?
Baş-boyun bölgesindeki pek çok tümörde olduğu gibi tonsil (bademcik) ve dil kökü kanserlerinde kemoterapi tek başına bir tedavi yöntemi olarak kullanılmaz. Çoğu kez radyoterapiye ek olarak ve onun etkisini güçlendirmek amacı ile kullanılır. Günümüzde ilaç sanayisindeki gelişmeler sonucu kemoterapinin daha gelişmiş türü olarak niteleyebileceğimiz hedefe yönelik tedavi de bu hastalıkları yok etmekte ümit vaad etmektedir. Son yıllarda HPV ile ilişkili tonsil ve dil kökü kanserlerinin sıklığının artması, radyoterapi ile birlikte kullanılan kemoterapinin kullanım yaygınlığını arttırmıştır.

Tonsil (Bademcik) ve Dil Kökü Kanserinin Tedavi Sonrası Süreci

 
1 – Ameliyat sonrası takip nasıldır?
Tonsil ve dil kökü tümörü nedeniyle ameliyat edilen hasta, cerrahiden sonra bir ya da iki gece yoğun bakım ünitesinde takip edilir ve sonrasında standart odaya alınır. Hastanede yattığı süre boyunca enfeksiyonlara karşı korunma amacıyla antibiyotikler, ağrı kesiciler ve gerekli olan diğer ilaçlar ile tedavisi sürdürülür. Hastaların çoğu bu süreçte burundan mideye uzatılan bir tüp ile beslenirler. Günler içerisinde idrar sondası, boyun bölgesinde kan birikimini dışarıya alan dren adındaki düzenek, burundan mideye uzatılan sonda gibi fazlalıklardan bir bir kurtulan hasta, ağızdan beslenir, konuşur hale geldiğinde taburcu edilir.

2 – Nüks (hastalığın geri gelmesi) ihtimalini en aza indirmek için neler yapmak gerekir?
Ağız, boğaz, yutak ve gırtlak bölgelerinde kanserler nedeniyle cerrahi ve cerrahi dışı tedaviler geçiren hasta, hastalığın geri gelmesi ihtimalini en aza düşürmek için varsa tütün, alkol gibi alışkanlıklarını kesinlikle sonlandırmalıdır. Ayrıca hastalarımıza kendilerini yormayacak şekilde düzenli egzersiz yapmaları, sağlıklı beslenmeleri, morallerini yüksek tutmak için sevdikleri uğraşılara vakit ayırmalarını önermekteyiz.

En az yukarıdakiler kadar önemli olan bir şey de hastaların düzgün takip, muayene ve tetkiklerini yaptırmalarıdır.

3 – Hastalık tekrarlarsa ne yapmak gereklidir?
Tedavi sonrası süreçte hastalık tekrarlarsa bu dünyanın sonu demek değildir. Önceki tedavinin kapsamına, nüks hastalığın yayılımına bağlı olarak tekrar cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi gibi tedavi seçenekleri ile hastalığı sonlandırmak mümkün olabilmektedir.

4 – Ameliyat sonrası konuşmada ve yutmada bozulma olur mu?
Uygulanan cerrahinin boyutu, onarım için kullanılan yöntem ve ameliyat sonrası ilave tedavilerin olup olmamasına göre konuşmada ve yutmada bir miktar bozulma olabilmektedir. Ancak cerrahi uygulanan hastalarda tümör çıkartıldıktan sonra gelişebilecek yutma ve konuşma problemlerini hafifletecek veya yok edecek kimi cerrahi prosedürler başarılı bir şekilde yapılabilmektedir.

5 – Ameliyat sonrası beslenme nasıl olmalı?
Hasta, hastanede yattığı süre içerisinde cerrahın uygun göreceği bir süre boyunca damardan veya burundan mideye uzatılan bir sondadan beslenmektedir. İlerleyen günler içerisinde çoğu kez hasta taburcu olmadan önce ağızdan rahatlıkla beslenir ve yutar hale gelmektedir.

6 – Ameliyat sonrası tad almada bozulma olur mu?
Tonsil (bademcik) ve dil kökü kanserleri ameliyatlarından sonra tad almada, yemeklerin lezzetine varmada pek bir bozulma beklenmez. Ancak tedaviye radyoterapi de eklendiyse az da olsa bu tarz sorunlarla karşılaşılabilinmektedir. Radyoterapi uzun dönemde ağız kuruluğuna da yol açabilmektedir.